Uygur meselesinde Türkiye’nin Çin’le zorlu denge arayışı

Bugün Çin yönetimi altındaki Sincan Özerk Bölgesi’nde büyük bir zulüm yaşanıyor. Bu yeni de değil. Dünyanın gözü önünde cereyan eden bu zulüm yıllardır azalmıyor, her geçen gün şiddetini artırıyor. Doğu Türkistan’da, Çinlilerin “yeniden eğitim” adı altında açtığı gözaltı kamplarında bir milyondan fazla Uygur Türkü sistematik tecavüze, cinsel tacize, işkenceye tabi tutuluyorlar. Çin Hükümeti, Çinlileştirme politikaları çerçevesinde Uygurların dini ve diğer özgürlüklerini kısıtlıyor, kamplarda din ve kültürel değerlerden uzaklaştırma amacıyla “beyin yıkama” faaliyetleri yapıyorlar. Bölgeyle ilgili yapılan araştırmalarda, Uygur kadınlarına uygulanan kısırlaştırma politikaları sonucunda Sincan’da doğum oranlarının azaldığı ortaya çıkıyor. Uzmanlar bunun “demografik soykırım” olduğu konusunda hemfikirler.

Uygurların yaşadığı Sincan’da toplu namaz kılmak, dini giysilerle iş yerine gitmek, kadınların başörtüsü takması, erkeklerin sakal bırakması, kişinin İslam dini mensubu olduğunu gösteren diğer sembolleri kullanması suç sayılıyor. Öğrenciler ve devlet memurları için oruç tutmak da yasak. Bölgedeki camilerin tamamının üzerinde, Komünist Parti’ye bağlılık bildiren “Partiyi sev“, “Ülkeyi sev” gibi devasa propaganda afişleri asılı.

Uygur “yeniden eğitim” kamplarından bir görüntü

Uygur camileri yıkılıyor, yıkılmayanlarda ibadet yasağı getiriliyor. İbadete açık olan camiler ise kameralarla izlenip, ibadete gelenler fişleniyor ve sonra sorgudan geçiriliyorlar. Halkın dinsizleştirilmesi amacıyla yapılan insanlık dışı baskılar hakkında, bölgede yaşanan zulümden kaçarak başka ülkelere sığınan Uygurlar ayrıntılı bilgiler veriyorlar. Bir Uygur Türkünün şu ifadelerini dinlediğinizde tüylerinizin diken diken olmaması mümkün değil: “İslam’a kesinlikle inanmamam gerektiği söylendi. Boyun eğmek zorunda kaldım. Bir de Allah’a inanmadığımı ve dini reddettiğimi belirten bir belge imzaladım. Eğer bunu yapmasaydım şartlar çok daha ağır hale gelecekti. Tüm Müslümanları, dini inkar ettiklerini deklare eden bir belge imzalamaya mecbur ediyorlar. İnsanlar Allah’a inandığını söylemeye korkuyor.”


Sincan: Uygur Türkleri’nin ana yurdu

Uygur Türkleri bin yıldan uzun bir süredir Çin’in kuzey batısındaki Sincan Özerk Bölgesi olarak bilinen Doğu Türkistan’da yaşıyorlar. Sincan, tarihi İpek Yolu üzerindeki Kaşgar, Hotan ve Yarkent gibi kültürel merkezlere sahip. Divanu Lugati’t-Türk’ün yazarı Mahmud El-Kaşgari de bir Uygur Türkü. Yaklaşık 24 milyonluk Sincan’da nüfusunun yarısını Uygurlar oluşturuyor. Onuncu yüzyılda İslam’ı kabul eden Uygurların kimliği özellikle onaltıncı yüzyıldan itibaren İslam kimliği ve kültürü ile özdeşleşmiş durumda. Uygurlar yalnız Sincan’da da değiller; Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’da Uygur toplulukları yaşıyor. Önemli sayıda Uygur Türkü de uzun yıllardır ülkemizdeler.

2015’te THY uçaklarıyla Uygurları Türkiye’ye getirmiştik

Özellikle Çin Devlet Başkanı Şi Cinping zamanında Uygurlara her alanda uygulanan baskı ve zulüm sonucunda çok sayıda Uygur Türkü canını kurtarmak amacıyla kaçak yollardan Tayland, Laos ve Malezya gibi ülkelere sığınmak zorunda kaldı. Ama Çin, Uygurları kendi sınırları dışında da takip etmeye devam ediyor; bu ülkelere baskı yaparak topraklarından kaçan Uygurları sorgulama ve işkenceye tabi tutmak üzere ülkeye dönüşlerini sağlamaya çalışıyor. Doğu Türkistan’dan kaçış öykülerini internetteki binlerce haber ve yorumdan, YouTube’daki videolardan da izleyebilirsiniz.

2014 – 2015 yılları Uygur Türklerinin, bu zulümden canlarını kurtarmak için, hayatlarını da tehlikeye sokarak başka ülkelere kaçışlarına tanık olduğumuz yıllardır. 2015’te yüzlerce Uygur Türkü Malezya ve Tayland’da kümelenmeye başlamıştı. Bu durum basına yansıyınca Çin bu ülkelere baskı yaparak bu Uygurların kendilerine iade edilmesini talep etti. Konu ülkemizdeki Uygur toplumu tarafından basına da yansıtıldı. Hatırlanacaktır; bu haberler duyulunca kamuoyunda büyük bir infial oluşmuştu. Çin’e iade edildiklerinde bu kişilerin işkenceye maruz kalacakları biliniyordu. O tarihte Ak Parti de Uygur Türkü konusunda daha duyarlıydı. Dışişleri Bakanlığı olarak ilgili ülkeler nezdinde girişimlerde bulunduk. Zamana karşı yarışıyorduk. Özellikle Tayland, Çin’in gazabına uğramamak amacıyla ülkelerine sığınan Uygurları iade etme taraftarıydı. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ile İnsan hakları örgütlerini de bu konuda alarma geçirdik. Sonunda Türk Hava Yolları’na ait iki uçak Tayland’a giderek bu soydaşlarımızı ülkemize taşıdı. Ama zulümden kaçan tüm Uygurların bu kadar şanslı olduğunu söylememiz mümkün değil. Çok sayıda soydaşımız maalesef sığındıkları ülke yönetimleri tarafından Çin’e iade edildiler. Bu grubun akıbetlerinin ne olduğunu bilemiyoruz.

Batının ve İslam dünyasının Uygur sorununa yaklaşımı

Uygurlara yapılan insanlık dışı işkenceler bugün de dünya gündeminin ön sıralarında. Amerika’da yeni başkan Biden insan hakları konusunda Trump gibi olmayacağının ipuçlarını çok önceden veriyordu. Başkan olduktan sonra Çin ile ilgili yaptığı açıklamalarda bu ülkedeki azınlık toplumlarının maruz kaldığı insan hakları ihlallerine vurgu yaptı. ABD’nin bu konudaki tutumunu bundan sonra da sürdürmesi bekleniyor. Kanada ve Hollanda Meclisleri geçenlerde, Çin’in Uygurlara zulmünü kınayan ve yapılanları “soykırım” olarak niteleyen kararlar aldı. Diğer Batı Avrupa ülkeleri de bu konuda oldukça kararlı bir tutum izliyorlar.

Birleşmiş Milletler Uygurların durumunu sahiplenme konusunda son yıllarda her zaman ön planda oldu. Cenevre’deki görevim sırasında BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ile İnsan Hakları Yüksek Komiserliği bu konunun yakından takipçileriydi. BM kayıtlarını şöyle bir incelerseniz Doğu Türkistan’da yaşanan zulümle ilgili olarak bu iki örgütün çok sayıda açıklamasını görebilirsiniz. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet ekibiyle birlikte Sincan Uygur Serbest Bölgesi’ni ziyaret edip bu bölgedeki insanların durumu hakkında bir rapor hazırlamayı planladığını 2018 yılından bu yana Çin Hükümetine bildirdiği halde bu talep maalesef hala karşılanmadı.

Sincan’da yaşanan zulüm karşısında Batı ülkeleri böyle net bir tutum takınırken İslam dünyasından hangi tepkiler geliyor? Şöyle bir zihninizi zorlayın; gerekirse internette arama yapın bakalım; Suudi Arabistan, Mısır, İran ve Endonezya gibi ülkeler kınama açıklamaları yapmışlar mı? Cılız birkaç tepki dışında maalesef müslüman ülkelerden pek bir ses duymuyoruz.

Uygur Türklerinin sorunu artık gündemimizin ilk sıralarında değil

İslam dünyası bu kadar sessiz de, kendileriyle çok özel bağlarımız olan bu mazlum topluluk için biz duyarlılığımızı gereğince gösterebiliyor muyuz? Türkiye olarak Uygur Türklerinin yanında olduğumuzu dünyaya gösteremiyor olmak herkes gibi beni de üzüyor. Dışişleri Bakanlığında konunun sorumlu yöneticisi olarak, Tayland’daki Uygurları THY uçağıyla ikinci vatanlarına taşırken yasadığım heyecanı dün gibi hatırlıyorum. Şimdi yöneticilerimizde de insanlarımızın birçoğunda da bu konuda eski duyarlılık yok maalesef. Bugün dış politikamızda, Uygurlara yapılan baskıların ve işkencelerin kınanması için bazı ülke grupları tarafından yapılacak açıklamaların altına imzamızı atmaktan dahi kaçınma noktasına geldiğimizi görmek gerçekten çok üzüntü verici. Ne zamandır Sincan’a bir milli heyet gönderme düşüncemiz vardı; ancak 2019 yılından bu yana bu heyeti de oluşturup gönderemedik.

Dışişleri Bakanlığımızın web sitesine göz gezdirdiğinizde, “biz bu konunun takipçisiyiz, ama duruşumuzu kendi açıklamalarımızla duyurmayı tercih ediyoruz” mahiyetinde, ne anlama geldiği anlaşılmayan açıklama metinleri görüyoruz. Ne kadar üzücü, değil mi? Üst düzey bir bürokratımız Kanada’nın aldığı karar sonrasında yaptığı bir Twitter paylaşımında “Parlamentoların ‘soykırım kararları’ inandırıcı değil; bunlar siyasi hamlelerdir.” dedi. Kimseden bu yorumu eleştiren, sorgulayan bir açıklama duymadık. Son yıllarda iktidarın ortağı olduğunu dillendiren Vatan Partisi genel başkanı Doğu Perinçek de katıldığı bir kanalda, hiç utanıp sıkılmadan “Uygur Türkleri’ne soykırım iddialarının hepsi uydurmadır” dedi. Bu sözlerin dile getirildiği programa katılanların hiçbiri de “sen ne diyorsun arkadaş” diyemedi kendisine.

ÇHC’nde Uygur Türklerine yönelik sistematik uygulamaları daha önce soykırım olarak niteleyen İktidarın milliyetçiliği her zaman ön planda tuttuğunu söyleyen diğer ortağının son olaylarla ilgili olarak sessizliğini koruması dikkat çekici. Bu konuda bir açıklamalarını duymadım. Bu durum, milliyetçilik merkezli ilkeli bir dış politika anlayışından ziyade, çıkarı önceleyen, çaresizliğin dayattığı sessizlikle gerçeğin ikrarına tekabül eden bir teslimiyeti yansıtıyor olabilir.

Diğer birçok alanda olduğu gibi Uygur Türkleri konusunda da yöneticilerimizden alışık olmadığımız duyarsızlıklar gözlemliyoruz. Uygur meselesi özelinde ülkemizi böyle pasif bir politika izlemeye sevk eden, bizim bilemeyeceğimiz bazı önemli nedenler olabilir kuşkusuz. Bu konuda son zamanlarda yabancı basında farklı yorumlar da yapılmaya başlandı. İngiliz Financial Times gazetesinde yayınlanan bir yorumda, Türkiye’nin Çin’e karşı tutumu şöyle izah ediliyordu: “Türkiye ticaret ve aşı anlaşmaları nedeniyle Pekin yönetimine tepki göstermede zorlu bir denge kurmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisini dünyada ezilen Müslümanların sesi olarak görüyor, ancak Corona virüsü aşısı anlaşması ve bu ülkenin yatırımlarına ihtiyaç duymasından dolayı eli oldukça zorlaştı.” Türkiye’nin bu konuda uzun yıllardır izleye geldiği politika göz önünde bulundurulduğunda bunlar kuşkusuz ağır ithamlar.

İkili ilişkilerimizde şimdi ayrı bir sınama ile karşı karşıyayız. Türkiye 2017’de Çin ile Suçluların İadesi Anlaşması imzalamıştı. Bu anlaşma Çin parlamentosunda onaylandı; şimdi bizim Meclisimizde onay için bekliyor. Tahmin edileceği üzere Çin bir an önce bizim tarafta da onaylanarak anlaşmanın yürürlüğe girmesini bekliyor. Amaçları, Uygur Türklerini geri alma taleplerini hayata geçirmek. Oysa hepimiz biliyoruz ki, takibat altındaki Uygurlar Çin’e döndüklerinde kendilerini özel yöntemlerle yapılacak sorgulamalar ve işkenceler bekleyecek. Şahsen ben, bu anlaşma Mecliste onaylansa bile hiçbir yöneticimizin uygulamada bir Uygur Türkünü Çin yetkililerine teslim edeceğine inanmıyorum; inanmak istemiyorum. (Çin çifte vatandaşlığı tanımıyor. Bu nedenle, Türk vatandaşlığına geçip bilahare Çin’e giden Uygurlar gözaltına alındıklarında ÇHC makamları, Türk vatandaşlığını tanımadıkları için, bu kişilerin akıbetleri hakkında bilgi vermeyi reddediyorlar.)

Dünyadaki tüm ülkeler arasında sadece Türkiye’nin etnik, milli, dini ve kültürel bağlar bakımından Uygur Türkleriyle bu denli yakın ve iç içe geçmiş ilişkileri var. Türkiye’nin bu konuyu sahiplenmesi ve örnek alınacak tutum sergilemesi, başını çevirmek yerine gerçekleri sahiplenmesi ahlaki ve tarihsel bir sorumluluk olmalı. Bunun yokluğunda, meselenin başka ülkelerce kendi çıkarları doğrultusunda uluslararası zeminde türlü istismara ve çarpıtmaya açık hale geleceğini tahmin etmek zor görünmüyor.


Uygur Türleriyle ilgili bazı videolar:

Uygur Türkleri konusuna ilgi duyanlar YouTube’dan kolaylıkla erişilebilecek videoları izleyebilirler. Bunlardan bazılarını aşağıda paylaşıyorum. Umarım vakit bulup göz gezdirirsiniz.

7 Yorum Var : “Uygur meselesinde Türkiye’nin Çin’le zorlu denge arayışı”
  1. Doğu Türkistanlı Uygur kardeşlerimiz ortada kalmış halde. ABD,Çin’i sıkıştırmak için devşirdiği üç beş Uygur’u kullanarak, provakatif girişimlerden çekinmiyor. Çin’de bunu fırsat bilerek yüzyılın en ağır soykırımını hayata geçiriyor. Türkiye, soydaşlarımızın tek sahibi olarak aktif olmak ve Çin’le durumu Türkistan’daki durumu müzakere etmek zorunda. Türklerin ana yurdu Türkistan (Sincan) sürekli kanayan yara. Geçmişte bağımsızlık ilan eden Türkistan’ın başkanlığını yapan, merhum İsa Yusuf Alptekin Beyin Doğu Türkistan Davası (Otağ Yayınları) kitabı, önemli bir kaynak. İnsanlık tarihinin en büyük zulümlerinden birisi yaşanırken, ilgisizlik sergileyen ve huzurla uyuyan dünya siyasileri, sadece siyasi hatayla kalmamakta, ahlaki ve vicdani çürümüşlüklerini de sergilemektedir.

  2. Böyle önemli bir konuyu gündeme getirdiğiniz için teşekkür ederiz. Umarım vicdanı paslanan siyasilerimiz de okur. Ama bu insanların kalpleri o kadar kararmış ki, bu tür hatırlatmalardan da kesinlikle etkilenmezler. Meral Akşener’in grup toplantısında konuşturduğu Uygur Türkü kızımız çok etkiledi beni. Allah yardımcıları olsun.

  3. Ak Parti’nin ilgisizliğini haydi bir şekilde açıklayabiliriz. Peki MHP’nin sesini hiç çıkarmamasına ne diyeceğiz? Böyle iki yüzlü politika olur mu? Bu insanların hiç mi vicdanları yok? Bu MHP geçmişte söylediklerine ilişkin videoları da YouTube’dan sildirmeli. Milliyetçi geçinen zavallılar…

  4. Insanlik adına buyuk bir sorumluluk ve kapsayicılıkla dile getirdigin bu konularla bizi bilinclendirdigin icn sana minnettarım…..

    Tam bir arastırıcılıkla cok iyi hazırlanmıs bir yazı. ama gercekler cok cok ÜZÜCÜ.

  5. Reytingi yüksek yürekli bir gazeteci programına Uygur Türklerini çıkarırsa çok faydalı olur. Çünkü milletin %95 inin bu meseleden pek haberi yok. Millet duyarsa siyasiler harekete geçmek zorunda kalırlar.

  6. AKP’nin iki yüzlülüğünü tarih yazacak. Anladım, genel olarak insan hakları, LGBT vs gibi konular sizi ilgilendirmiyor. Doğu Türkistan’daki dindaşlarımıza neden sahip çıkmıyorsunuz? Utanmıyor musunuz?

  7. Türkiye’nin Uygurların dramına bu kadar sessiz kalması gerçekten utanç verici. İslam ülkeleri zaten ilgisiz. Bizim gavur dediğimiz batılılar sahip çıkıyor Doğu Türkistan Türklerine. Ne kadar yazık…

Yorum Yap

Düşünce Kuruluşları
Güne Bakış: Naci Koru ile Taliban’ın Afganistan’da yönetimi ele geçirmesi
Takvim
Eylül 2021
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930