YazılarFotoğraf ArşiviVideo ArşiviHakkımda

İki Disket Sürücülü Bilgisayardan Yapay Zekaya

← Önceki Sonraki →

Üniversitede siyaset bilimi eğitimi aldım. Ardından diplomasi mesleğini seçtim. Kırk yıla yaklaşan meslek hayatım boyunca diplomasi bana tatmin ve mutluluk verdi.

Ancak mesleğimin hemen her döneminde, bilişim ve teknoloji dünyasıyla da yakın ilişki içinde oldum.

Hayatımda ilk kez bir bilgisayarı 1985 yılında, Cidde’de görev yaparken gördüm. O günden sonra bilgisayarla aramız hiç bozulmadı. İlk bilgisayarım, iki disket sürücüsü bulunan bir kişisel bilgisayardı. Daha sonra 10 MB sabit diski olan bir bilgisayara sahip olduğumda, bilgisayarla yapamayacağım hiçbir şey bulunmadığını düşünmüştüm.

Bugün gülümseyerek hatırlıyorum: 10 MB’lık bir disk, bana neredeyse sınırsız imkân gibi görünmüştü.

Bu merakım meslek hayatıma da yansıdı. Dışişleri Bakanlığı’nın belge yönetim sistemi üzerinde çalışırken, yurt dışında yaşayan yaklaşık 6 milyon Türk vatandaşına verilen hizmetlerin bilgisayar ortamına aktarılmasında, e-Konsolosluk ve e-Vize uygulamalarının hayata geçirilmesinden hep büyük zevk aldım.

Elbette bütün bunların arkasında yazılımcıların emeği vardı. Onlar olmasaydı bu projelerin hiçbiri gerçekleşemezdi.

Bir dönem programlama dillerine de merak sardım. Zamanının güçlü programlama dillerinden dBase III Plus’ı öğrenmekle yetinmedim; kitabını da yazdım. Fakat yazılım dünyası öylesine büyük bir hızla gelişti ki, bir noktadan sonra geride kaldım. Sonraki otuz yılı, projelerimi hayata geçirmek için hep bir yazılımcı bulmakla geçirdim — fikrim vardı, ama onu koda dökecek eller benim değildi.

Bu durum ne zamana kadar sürdü?

Yapay zekânın, bilgisayar yazılımcılığındaki pek çok işi üstlenmeye başladığı döneme kadar.

Yapay zekâyı ilk duyduğumda ChatGPT’nin karşısına geçip ona beni ne kadar tanıdığını sormuştum. Verdiği cevaplara burun kıvırdığımı itiraf etmeliyim. Söylediklerinin yarısı doğru değildi. Diplomat olduğumu biliyor, ama bir dönem siyasetle uğraştığımı söylüyordu. Kısacası, kafası biraz karışıktı.

Zamanla sorularımı zorlaştırdım. Bu defa ne sorsam, farklı kaynaklardan derlediği bilgilerle beni şaşırtmaya başladı. Böylece yapay zekânın geçici bir heves değil, hayatımızın kalıcı bir parçası olacağı gerçeğini kabul etmek zorunda kaldım.

Bir dostum bana şöyle dedi:

“Yazılım dili öğrenmeye kalkışma. Biz öğrendik de ne oldu? Artık kodlama işini büyük ölçüde yapay zekâ üstleniyor. Yazılımcı aramayı bırak, kendin kodlamaya başla.”

Başta bunun mümkün olamayacağını düşündüm. Sonra, yıllardır aklımda olan, Türk siyasal hayatıyla ilgili bir proje (siyasett.com) üzerinde yapay zekâyla yeniden çalışmaya karar verdim. Kod üretme becerisini adım adım gördükçe gözlerim gerçekten faltaşı gibi açıldı.

Bugün hayal ettiğim projeleri, ekranımda Claude veya Codex açıkken yapay zekâya anlatıyorum. Nasıl bir altyapı düşündüğümü, ekranın nasıl işlemesini istediğimi, hangi verilerin nerede tutulacağını ayrıntısıyla söylüyorum. Dakikalar içinde projenin modülleri ortaya çıkıyor.

Bazen yapay zekâyla hız yarışına da giriyorum. Bir dizi komut yazıp kodların hazırlanmasını ve çalışan sistemin ekranda görünmesini beklerken, ayrı bir sekmede bir sonraki komutlarımı hazırlıyorum. Çoğu zaman yeni talimatlarım bitmeden, bir önceki isteklerimin kodlanmış hâli önümde hazır oluyor.

Bu heyecanın ne anlama geldiğini, kodlama dünyasıyla ilgilenen profesyoneller ve benim gibi amatör meraklılar daha iyi anlayacaktır.

Bu yazıyı yazarken bilgisayarımda iki ayrı sekme açık. Codex ve Claude ile iki farklı proje üzerinde çalışıyorum. Biri kendi sitemle (nacikoru.com), diğeri ise yaklaşık 60 yıllık yazarlık geçmişi bulunan ağabeyim Fehmi Koru’nun sitesiyle ilgili.

Ağabeyimin önemli kaygılarından biri, on yıllar boyunca yazdığı yazıların düzgün bir arşivde toplanamamış olmasıydı. Ona, “Sen merak etme, yapay zekâ dostlarıma söylerim; birlikte hallederiz” demiştim.

Gerçekten de iki günlük çalışmayla, farklı mecralara yayılmış yaklaşık 10 bin yazıyı toplayıp düzenli ve kullanılabilir bir yapıya kavuşturduk. Otuz yıl yazılımcı arayan ben, iki günde ağabeyimin altmış yıllık arşivini kurmuştum. Bu tek cümle, aslında bütün yazının özeti.

Deneme çalışması tamamlandığında siteyi birkaç gün içinde asıl adresine taşımayı planlıyoruz. Merak edenler geçici adresten bakabilir: fehmikoru-web-production.up.railway.app

Burada anlattıklarım, yapay zekâyla kurduğum ilişkinin yalnızca kodlama ve bilgiye erişim boyutu. Oysa aynı dönüşüm çok daha geniş bir cephede yaşanıyor. Tıpta teşhis ve tedavi süreçlerinden ilaç geliştirmeye, eğitimde her öğrenciye özel öğrenme yöntemlerinden bilimsel araştırmada yıllar süren analizlerin günlere inmesine, sanatta müzik ve görsel tasarımdan edebiyata kadar pek çok alanda yapay zekâ artık yalnızca bir yardımcı değil, üretim sürecinin doğrudan bir parçası.

Bu değişim, teknik olduğu kadar toplumsal bir mesele de. Kamu hizmetlerinin sunuluşundan şirketlerin karar mekanizmalarına, dil engellerinin ortadan kalkmasından bilgiye erişimin demokratikleşmesine kadar yapay zekâ, hayatın hemen her köşesine dokunuyor. Ben bu büyük dönüşümü kendi küçük ölçeğimde, kodlama üzerinden yaşadım; ama farkındayım ki asıl hikâye çok daha büyük.

Peki bu beni nereye götürüyor? Otuz yıl yazılımcı aramak yerine artık kendim kodluyorsam, bir yazılımcının işini mi elinden alıyorum, yoksa daha önce hiç gerçekleştiremeyeceğim fikirleri mi hayata geçiriyorum? Ben kendi payıma ikincisine daha çok inanıyorum — ama yapay zekânın bu gücü kimin elinde, hangi amaçla büyüyeceği sorusu beni de, herkes gibi, düşündürmeyi sürdürecek.

Umudum, bu gücün insanlığın geleceğine olumlu katkılar yapmasıdır. Umarım umduğum gerçekleşir.

İlk Yorumu Yaz