Boğaziçi’nde yaşananların faturası umarım karşımıza “Beyin Göçü” olarak çıkmaz

Mainz’da görev yaptığım dönemde Tema Vakfı çalışmalarını Almanlara anlatmak üzere ziyaretimize gelen “Erozyon Dede” Hayrettin Karaca ile aramızda özel bir dostluk kurulmuştu. Rahmetlinin sohbetlerimizde bana ısrarla söylediği şu ifadeyi hiç unutmadım: “Bakın Naci bey, her yıl ülkemizin Kıbrıs adası büyüklüğündeki toprağını kaybediyoruz; bu verimli topraklar gözümüzün önünde kayıp gidiyor, denizlere karışıyor.

“Erozyon Dede” çok haklıydı. Ama unutmamalıyız; erozyon kadar önemli bir diğer sorunumuz da beyin göçüdür. Beyin göçü, iyi eğitim görmüş, düşünen, üreten, kalifiye iş gücünün araştırma yapmak veya çalışmak amacıyla en verimli oldukları dönemde bir başka ülkeye gidip geri dönmemeleri durumudur. Her yıl binlerce beyin, ülkemizdeki şartlar burada hizmet etmelerine el vermediği için kendilerine daha iyi imkanlar sunan ülkelere göç ediyorlar. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin iyi yetişmiş, iyi eğitim görmüş zeki gençleri daha da gelişsinler diye gelişmiş ülkelerin ekonomilerine katkı sağlamak üzere hayatlarını bu ülkelerde geçirmek üzere doğup büyüdükleri ülkeleri terk ediyorlar. Bugün, başta ABD olmak üzere vasıfsız işçi göçünü engelleyen gelişmiş ülkeler beyin göçünden aldıkları payı arttırmak için neredeyse birbirleriyle yarışa girmiş durumdalar.

12 Eylül Darbesi beyin göçünü hızlandırdı

Ülkemiz açısından beyin göçünün ilk örneklerini 1980 askeri darbesi sonrasında görev yaptığım batı ülkelerinde görmüştüm. Askeri yönetimin baskıcı yönetiminden kaçan binlerce kişi Avrupa’da kendilerine kapılarını açan ülkelere sığınmıştı. Birçoğunu vatandaşlıktan çıkarıp pasaportlarına da konsolosluklarda el koyduğumuz için bu kişilerin sığınma talep ettikleri ülkelerin vatandaşlıklarını almaları da kolaylaştı. Türkiye’de daha sonraki yıllarda özgürlükleri kısıtlayan uygulamalara son verildiği halde bu sığınmacıların çoğu, yeni bir düzen kurdukları ülkelerde yaşamaya devam ettiler.

Son görev yerim Cenevre’de temsilciliğimizin ilgilendiği konuların başında dünyadaki göçmen sorunu geliyordu. Birleşmiş Milletler’in göçmenlerle ilgilenen iki büyük kuruluşunun merkezi Cenevre’dedir. Biz de Türkiye olarak göçmenlerin yaşadıkları insanlık dramına çare bulmak üzere yapılan çalışmalara katkı sağlıyoruz. Ancak sayıları 65 milyon civarında olan sosyal ve ekonomik kaynaklı göçmen kavramı dışında, daha çok nitelikli insanların, kendi ülkelerindeki çalışma şartlarının yetersizliğinden kaynaklanan “beyin göçü” her gün karşılaştığımız sosyal göçmenlerin durumundan çok daha vahimdir.

Son yıllarda beyin göçü hızla artmaya başladı

Yapılan araştırmalar ülkemizden beyin göçünün son yıllarda katlanarak arttığını gösteriyor. Başta öğrenciler, akademisyenler ve girişimciler olmak üzere, hemen her alandan yetişmiş önemli sayıda insan gücü ülkeyi terk ediyor. Henüz bir imkân bulup gidemeyenler ise arayışlarını sürdürüyorlar.

Beyin göçünün en önemli yöntemlerinden biri gelişmiş ülkelerin birinde üniversite eğitimi alıp daha sonra bu ülkede iş bulmak ve hayatının kalan bölümünü bu ülkede geçirmek şeklinde ortaya çıkıyor. Son verilere göre 25 bini Almanya’da, 15 bini ABD’de olmak üzere bugün 50 binden fazla Türk genci yurt dışında lisans ya da yüksek lisans eğitimi alıyorlar. Çocuklarını üniversite eğitimi için yurt dışına gönderen ailelerin sayısı da her geçen gün artıyor. Eğitime giden öğrencilerin önemli bir bölümü eğitim sonrasında Türkiye’ye dönmeyeceklerini ifade ediyor.

British Council geçtiğimiz yıl 81 ilde 22-25 yaş arasındaki beş bine yakın üniversite öğrencisi üzerinde bir araştırma yapmış. Araştırma sonuçları, yetişmiş insan kaybı açısından karşı karşıya olunan tehdidin boyutuna dair önemli ipuçları veriyor. Araştırma, Türkiye’de her 100 gençten 95’inin lisans ve lisansüstü eğitimlerini yurt dışındaki üniversitelerde yapmak istediklerini gösteriyor.

Beyin göçü alan ve veren ülkeler

Dünyada beyin göçü veren ülkeler ve beyin göçü alan ülkeler var. Beyin göçü veren ülkelerin ilk sıralarında HindistanÇin ve Türkiye var. Buna karşılık beyin göçü alan ülkelerin tamamı gelişmiş ülkeler. Bunların başını ise ABDAlmanya ve İngiltere çekiyor. Söylemeye gerek yok; beyin göçü veren ülkelerde yoksullaşma artarken, alan ülkeler daha hızlı kalkınıyor, ekonomik güçlerine daha da güç katılıyor. Türkiye özelinden baktığımızda, Erozyon Dede’nin dediği gibi “her yıl binlerce değerli varlığımız gözümüzün önünde başka ülkelere değer katmak üzere” ülkemizi terk ediyor.

Türkiye’de beyin göçünün en önemli nedenlerinin başında eğitimli insanların üzerindeki işsizlik baskısı, AR-GE’ye ayrılan yetersiz kaynaklar sonucu araştırmacıların yeterli çalışma şartlarına sahip olmamaları, düşük insani gelişmenin yarattığı düşük hayat standardı, siyasal ve ekonomik istikrarsızlıklar ile insanların geleceğe dair umutlarının azalması veya tamamen yok olması geliyor.

Tanınmış bilim insanlarımızdan Daron Acemoğlu da farklı yayınlarında bu konuyu değerlendiriyor. Acemoğlu son kitabında (Dar Koridor) beyin göçü konusunu da derinlemesine analiz etmiş. Beyin göçünün yalnız yerleşik fırsat eşitsizliği algısından kaynaklanmadığını, temel bir nedenin, adalet ve demokratik eşitlik hissinin kaybolması olduğunu söylüyor. “Böyle olunca, kariyer planlaması yapmak ve diğer birçok nedenler yanında, hayat boyu didinip emeğinizin karşılığı sahip olabileceğiniz varlıkların günün birinde müsadere edilebileceği korkusu yaşamak bile gelecekle ilgili tercihlerde yön verici olabiliyor” diyor Acemoğlu.

2000’li yılların başında tersine beyin göçü yaşanmaya başlamıştı.

Ak Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında Chicago’da görev yapıyordum. O yıllarda Türkiye’den çok sayıda gencimiz Amerika’da eğitim görüyorlardı. Niyetleri de eğitim sonrasında Amerika’da iş bulup orada kalmaktı. Ak Parti’nin ilk döneminde sosyal ve ekonomik hayatta yaşanan dönüşüm bizler gibi bu gençlerin ve uzun yıllardır bu ülkede yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye’ye bakışlarını büyük ölçüde değiştirdi. Gerçekleştirilen reformlar, özgürlük alanlarının genişletilmesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması, AB ile ilişkilerde çok önemli gelişmeler sağlanması hepimizi etkilemişti. Çok sayıda gencimizin 2000’li yılların başlarında “tersine göç” yaşayıp ülkemize döndüklerine şahit oldum.

Şimdi bu döngüde yine başa geldik. Beyin göçünü hızlandıran nedenler her geçen gün daha bariz bir şekilde kendini hissettiriyor. İşsizliğin artması, genç işsizliğin tavan yapması, nitelikli kişilerin düşük ücretlerle çalıştırılmaları, yöneticilerin niteliksiz olması, iyi eğitim görmüş araştırmacılar için araştırma şartlarının gelişmemiş olması, ücret dağılımındaki uçurum, görevlendirmede eş ve dosta öncelik verilmesi (nepotizm) ve liyakatın iş bulmada devre dışı kalması, ülkemizde son dönemde yaşanan beyin göçünü hazırlayan nedenlerin başında geliyor. Başta bilim insanları olmak üzere, nitelikli bireyler maalesef geleceklerini başka ülkelerde arıyorlar.

Beyin Göçü anlaşılıyor ki önümüzdeki dönemde de gündemimizde olmaya devam edecek. Boğaziçili öğrencilerin rektör ataması sonrasında başlattıkları olaylar sonrasında yaşananlar da bir kez daha bu tehlikenin ne kadar gerçek olduğunu hatırlattı bana. Üniversite yerleşkesi içinde barışçıl gösteri yapan gençlerin terörist damgasıyla suçlanmasının bu ülkede yaşayan farklı gruplardan tüm insanları endişelendirmesi gerekiyor.

Şunu unutmamalıyız: Ülkelerin kaderini değiştirecek olan en önemli unsur eğitilmiş insan kaynaklarıdır. Bunların başında da iyi yetişmiş gençler gelir. Ülkemizde sosyal, siyasal ve ekonomik sorunlar yaşıyor olabiliriz. Ancak ne yapıp etmeli bu erozyonu durdurmalıyız. Bugün beyin göçünü durduramazsak, gelecekte sorunlarımızı çözümleyip daha güçlü bir ülke inşa etsek bile bugün kaybettiğimiz değerleri tekrar kazanmak o kadar kolay olmayacaktır.

14 Yorum Var : “Boğaziçi’nde yaşananların faturası umarım karşımıza “Beyin Göçü” olarak çıkmaz”
  1. Kaleminize saglik. Cok dogru bir tesbit ,
    Maalesef , beyin göçüyle ülkesinden ayrıldıktan sonra geri dönmek ıstediklerindede binbir türlü zorlukla karşılaşıyor.
    Sevgilerimizle

  2. Naci Bey, isterdim ki yönetimdekiler de, konuya sizin gibi çok yönlü bakabilseydi. Benim çocuğum ve ailemdeki yedi gencin yurt dışında yaşamaları ve onlardan uzak kalmanın özlemi,ömrünün son çeyreğine giren biz aileler için de çok ağır. Giden çocuklarımızın ekonomik anlamda, oradaki yaşam standartları,bizimle burada kalmakta sağlayacakları yaşam kalitesinden alt seviyede. Ancak; ülkedeki adaletsizlik, yolsuzluklar, muhalif seslerin en üst makamdan terörist sınıfına sokulması, mal ve edinimlerinde el konulması gibi, demokratik geçmişi olan ülke insanlarının dayanamayacağı ağır, monarşik düzen, eğitimli ve aydın bu gençliğin, buradan ayrılmasını zorunlu hale getirmekte. Kişisel olarak, yurt dışında çalışmak yerine ülkesine dönmüş ve uluslararası kuruluşlarda üst düzeyde görev yapmış bir insan olarak, son on yılda, döndüğüme bin pişman olduğumu itiraf edebilirim.

  3. Genel hatlarıyla değerlendirdiğiniz çok önemli bir konu bu. Yazınızda da belirtildiği üzere yüzyılımızın ilk on yılında, daha çok önceden batıya yönelmiş beyin göçünün tersine dönmeye başladığını ve bunun çok güzel örneklerini görmeye başladığımızı belirtmek isterim. Ülkemizdeki % 0.6 olan ARGE bütçesinin de önce 2011-12 yıllarında % 1 ve hemen sonrasında da AB ortalaması % 2 olması hedeflenmişti. Gelinen noktada her ne kadar küreselleşme ve ulaşıma ilişkin gelişmelerle açıklanmaya çalışılsa da veriler, kamuoyu açtırmaları batıya beyin göçünün tekrar artışta olduğuna işaret etmektedir. Üniversite sayımızın artması yüksek öğretim öğrenci sayılarının fazlalığı bizi yanıltmamalıdır. Yüksek öğretime bulaşım ve sosyal bazı faydaları yanısıra kalitenin kaybolması ve gerçek anlamda “üniversite” kavramının en hafif tabirle zedelenmesi sonuçlarını da doğurmaktadır.. Yurtdışına göç etme ve orada yaşama arzusu sadece ekonomik nedenlerle de izah edilemez, bireysel olarak ekonomik durumu iyi olan beyinler de adalet, demokrasi, güven kavramları ile ilişkili nedenlere bağlı olarak Ülkemizde kalmak istemeyebilirler. Çok ayrıntılı konuşulabilircek bu konuda, diğerleriyle hiçbir şekildw kıyaslanamayacak öneme haiz, vazgeçilmez ve kazanımı oldukça zor olan ülkemizin “beşeri sermayesi” konusunda kolaycı ,dışlayıcı bir bakış yerine çok ciddi kafa yormak gerekir. Yönetenler, karar vericiler, kanaat önderleri buna dair bilimsel, sosyal, siyasal, ekonomik iklimin tesisi hususunda ciddi, inandırıcı bir vizyon, bir strateji geliştirmelidirler.. Başarılar

    1. Yorumlarınıza tamamen katılıyorum Hocam. Umarım önümüzdeki dönemde bu konu daha çok gündeme gelir, yöneticilerimiz bu kanayan yaramıza bir çare bulurlar.

  4. Sayın Koru,
    Güncel bir sorunu etraflıca dile getirmişsiniz.Prof.Acemoglu’nun da vurguladığı gibi sorunun temeli çok boyutlu.Ise önce dinlemekle başlamak ve sonra karşılıklı konuşabilmek gerekir, değil mi?
    Mevcut eğitim sistemi içinde üniversiteye girebilmek için özveriyle çalışan gençlerin bugün karşılaştıkları sorunlar akla ve vicdana aykırı.Uzgunum

  5. Ben biraz daha karamsarım, farklı düşünen insanların, mücadele etme cesareti olanların , ülkeden ayrılmaları , az da olsa kalan direnişin , protestonun da yok olması demektir ki bu da aykırı ses istemeyenlerin işine gelecektir.

  6. Bogazici mezunu olarak yasananlara cok uzgunuz, barıscıl
    demotrasi adına sesimizi duyurmaya calısıyoruz.
    Mezunların ulkenin ekonomisine katkılarınin bilinciyle kaçınılmaz beyin göcü tabii ki gelecegimizi karartmak demek….
    Geldigimiz nokta cok uzucu.
    Bu onemli noktayi vurguladıgınız icn tesekkurler

  7. Gençler çok cesur ve ülkelerini seviyorlar demokrasiye kalpten bağlılar önce mücadele edecekler gitmeyi bence en son çare görüyorlar onlar bizim geleceğimiz asıl gorev bizlere düşüyor onların yanında olduğumuzu hissettirmeliyiz destek vermeliyiz ve umut olmaliyiz

  8. Bu konu gerçekten ülkemizin en önemli sorunları arasındadır. Günümüzde KALKINMA’nın motoru nitelikli insan gücüdür. Nitelikli müteşebbis de göç etmektedir. Yazıda da belirtildiği gibi adalet duygusu göçün en önemli nedenidir.

  9. Merhaba Naci Bey, inanın özellikle son fakülte açma olayından sonra okuldaki bütün arkadaşlarımın ağzında “Almanya yolu gözüktü” sözlerini duyuyorum. Özellikle protestolara katılan insanlar fişlendiklerini ve Türkiye’de bir geleceklerinin olmadığını düşünüyorlar.

  10. Ben de on sene önce çocuklarım, ki oldukça iyi eğitim aldıklarına inanıyorum, ülkemizde kalıp faydalı olsunlar istiyordum. Oysa şimdilerde kendilerini geliştirmelerine katkı sağlayacak yerlere, uzak da olsa gitmelerini makul buluyorum

  11. Konuyu çok yalın bir şekilde özetlemişsiniz Naci Bey. Bence de bugün için en önemli sorunumuz beyin göçüdür. Gençlerimizi başka ülkelere kaybetmemek için daha çalışma yapmalıyız. Tabii bu konuda en önemli görev yöneticilerimizde.

Yorum Yap

Düşünce Kuruluşları
Güne Bakış: Naci Koru ile Taliban’ın Afganistan’da yönetimi ele geçirmesi
Takvim
Eylül 2021
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930